Gerçeklik Teorisi: Kayseri’de Bir Akşam Yürüyüşü ve Düşüncelerim
Bugün Kayseri’nin o alışılmadık sessizliğine kapıldım. Havanın biraz serinlediği, akşamüstü saatlerinde, kentin arka sokaklarında yürürken birden düşüncelerimle baş başa kaldım. Günün yoğunluğu, sürekli bir koşuşturma arasında aklıma gelen ilk şey, gerçeklik hakkında düşündüklerim oldu. Gerçeklik teorisi… Ne kadar soyut, bir o kadar da yakın bir şey.
Biraz önce içimde bu kaygıyı hissettiğimde, elimdeki çayı bile neredeyse unutuyordum. Çayın ısısını, o hani elimizde soğuduğunda bile tadı güzel olan sıcaklık farkını hissettim ama bir yandan kafamda gerçeklik neydi, diye soru işaretleri dönüyordu. Kayseri sokakları sanki başka bir boyuta açılacak gibi, düşüncelerim de bir o kadar derindi. Çevremdeki her şeyin, her anın gerçekliğini sorgulamaya başlamıştım.
Gerçeklik Nedir?
Gerçeklik teorisi, esasen her birimizin yaşadığı dünyanın, düşündüğümüz, hissettiğimiz, ve gözlemlerimizle şekillendiğini savunur. Yani her birimiz kendi “gerçekliğimizi” yaratırız. Peki, bu gerçekten doğru mu? Herkesin başka bir dünyada yaşadığını, sadece belirli yönleriyle ortaklaştığımızı kabul edersek, her şeyin göreceli olduğunu da anlamış oluruz. Ama yine de, Kayseri’nin o taş yollarında yürürken, her adımda gerçeklik nedir, diye sorgulamak biraz tuhaf bir hisse dönüştü.
Bazen, düşüncelerimle kaybolduğumda, insanın kendi içindeki dünyayı sorgulaması, en derin duygularını yüzeye çıkarması, dünya dışındaki gerçekliklere dair daha fazla soru sormasına sebep olabiliyor. Gerçeklik, aslında benim için bu akşam, var olmanın, farkında olmanın ötesinde bir şeydi.
Kayseri Sokaklarında Gerçeklik
Kayseri’nin tarihi sokaklarında yürürken, insanların halini görüp düşündüm: Hepsi farklı bir gerçeklikte yaşıyor, ama aynı zaman diliminde. O anı yaşıyorlar. Bir teyze elinde ekmek torbasıyla evine giderken, bir çocuk bisikletiyle bir sokak boyunca sürerken, hepsi bir şekilde “gerçeklik” içinde var. Ama bir tek ben mi sorguluyordum? Hadi ya, sanki her şey bir anlam taşıyormuş gibi. Ya da bu sokakta yürüyen herkes, aslında sadece kendi dünyasında mıydı?
Bir çocuk mesela, bisikletiyle inerken, elindeki çikolatanın farkında bile değildi. O an, onun için her şey ne kadar canlıydı. Bense, o kadar gerçekçiydim ki, gözlerimdeki yorgunluğu biriktiren düşüncelerimi içimdeki “gerçeklik” ile kesiştiriyordum. Gerçeklik teorisini düşünürken, bazen hissettiğimiz şeylerin dış dünyadan bağımsız olmadığını da kabul etmeliyiz. O çocuğun mutluluğu, bir başka gerçeklikti.
Gerçeklik ve Hayal Kırıklıkları
Yavaşça, gerçeklik teorisini düşünürken hayal kırıklığına uğradım. Ne kadar şanslıydım ki, her anımı düşünüyor, her duygu geçişimi fark edebiliyordum ama bir o kadar da hüsrana uğruyordum. Şu an bir şeyin doğru olduğunu düşündüğümde, ne kadar çok şeyi göz ardı ettiğimi fark ediyorum. Mesela, Kayseri’nin güleryüzlü insanları… Gerçeklik dediğimizde, aslında belki de bu küçük ama çok değerli anların bir araya gelmesi değil miydi?
Gerçeklik teorisini düşündükçe, hayal kırıklığım daha da derinleşti. Belki de aslında her şeyin anlamını değiştiren, ona bakış açımızdır. Zihnimiz ne kadar da karışmış, değil mi? Kayseri’nin bu küçücük, evlere göçen taş sokaklarında, her biri birbirinden farklı dünyalar arasında gidip gelirken, benim içimdeki dünyada tek bir doğru vardı: Gerçeklik, belki de sadece düşündüğümüz kadar somut değildir.
Yeni Bir Umut
Yine de, düşüncelerim beni her geçen dakika daha fazla sürüklüyor. Gerçeklik teorisini düşünmek, bana bir tür umut verdi. Gerçeklik, farklı yönleriyle de olsa, bazen hayal kırıklığı, bazen sevinç, bazen de bir anda karşımıza çıkan bir yol gibiydi. Belki de gerçeklik, zamanla, biz ona anlam kattıkça şekil alıyordu.
Düşüncelerimi serbest bırakırken, sokaklarda ilerlerken, Kayseri’nin o eski taş duvarları bana şunu anlatıyordu: Gerçeklik, geçmişte yaşadıklarımızla, şimdiyi nasıl algıladığımızla ve geleceğe nasıl baktığımızla ilgilidir. Bu anın içinde, bu anın getirdiği huzursuzlukla ve aynı zamanda umutla birlikte, tüm bu anları şekillendiren bizleriz.
Sonuçta Gerçeklik…
Gerçeklik, belki de sadece bir anlık bir izlenimdir. Biz, ona bakarken bir parça duygumuzu ekleriz ve şekillenir. Yani, gerçeklik… O, bizim algılarımızın, hislerimizin, düşüncelerimizin bir karışımıdır. Kayseri’nin o sokaklarında yürürken, fark ettim ki, gerçeklik, kesin bir doğruluk değil; bir yansıma, bir izdüşüm. Kimi zaman karşımıza çıkan umutlar, hayal kırıklıkları ve mutlu anlar, her birimizin kendi algısına göre değişir.
Kayseri akşamı bitmeden, içimde bir şeyler değişmişti. Gerçeklik teorisi, belki de bu sokaklardaki küçük anları sorgulamama neden olmuştu. Ama belki de o anlar, gerçekliğin ta kendisiydi. Bilmiyorum, belki bir sonraki sokak köşesinde tekrar düşünürüm, belki de bu düşünceler yalnızca bir anıdır. Ama her ne olursa olsun, gerçeklik, bizi sarar.