Kayseri’de İçimde Biriken Hikâyeler ve Keremali Dağı’na Dair İlk Kırılma
Kayseri’de 25 yaşında bir genç olarak büyürken, insanın içine dolan şey sadece zaman olmuyor; biraz yalnızlık, biraz merak ve çoğu zaman açıklayamadığın bir huzursuzluk da birikiyor. Günlüklerime yazdığım cümlelerin çoğu, aslında dışarıdan bakınca sıradan görünen ama içimde fırtına koparan küçük anlardan oluşuyor. İşte böyle bir dönemde duydum ilk kez Keremali Dağı adını.
Adını ilk duyduğumda bile içimde garip bir şey oldu. Sanki o dağ, çok uzaklarda bir yer değil de zihnimin içinde gizli bir kapıydı. “Keremali Dağı efsanesi nedir?” diye sormamla başlayan şey, aslında bir arayışa dönüşecekti. O zamanlar bunu bilmiyordum.
Bir akşam, Kayseri’nin sert rüzgârı pencereyi yoklarken defterime şunu yazmışım: “Bazı yerler var, insanın kalbine sanki çağrıyla konuşuyor.” O cümleyi yazarken Keremali Dağı’nı hiç görmemiştim ama hissediyordum. Sanki o dağ, bana bir şey anlatmak istiyordu.
Çocuklukta Duyduğum İlk Fısıltı
“Keremali Dağı Efsanesi nedir” konusu son dönemde oldukça merak ediliyor. Biz de sizler için detaylı bir içerik hazırladık.
Keremali Dağı adını ilk kez çocukken, dedemin eski bir radyo başında anlattığı hikâyelerden duymuştum. O zamanlar efsaneler bana gerçek gibi gelirdi. Dedem, Anadolu’nun dağlarının sadece taş ve toprak olmadığını, her birinin içinde bir hikâye taşıdığını söylerdi.
Bir gün radyoda geçen bir konuşmayı hatırlıyorum. Bir köyden bahsediliyordu, sislerin hiç dağılmadığı, insanların sabahları bile gölge gibi yürüdüğü bir yerdi orası. Dedem o sırada “Keremali Dağı oralarda bir yerlerde” demişti. O an çocuk aklımla bunu pek önemsememiştim ama yıllar geçtikçe o cümle içimde büyüdü.
Sonra büyüdüm. İnsan büyüdükçe bazı sesleri unutuyor ama bazıları daha da güçleniyor. Keremali Dağı da unutulmadı bende. Aksine, her geçen yıl biraz daha netleşti.
Yolculuk Kararı ve İçimdeki Eksiklik
Bir gün, Kayseri’deki hayatımın fazla durağanlaştığını hissettim. İşe gidip gelmek, akşamları boş duvarlara bakmak, sosyal medyada başkalarının hayatlarını izlemek… Hepsi bir noktadan sonra boğucu gelmeye başladı.
O gün defterime şunu yazdım: “Bir yere gitmeliyim. Ama nereye olduğunu bilmiyorum.”
Sonra Keremali Dağı geldi aklıma. Sanki yıllardır beklediğim cevap oradaydı.
Bir sabah erken saatte çantamı hazırladım. Kimseye uzun uzun anlatmadım. Bazı yolculuklar anlatıldıkça küçülür çünkü. İçimde hem bir heyecan vardı hem de tuhaf bir hayal kırıklığı korkusu. Ya gittiğim yerde hiçbir şey bulamazsam?
Ama yine de gittim.
Dağın Eteklerinde İlk Sessizlik
Sakarya tarafına vardığımda hava farklıydı. Kayseri’nin keskin rüzgârına alışmış biri için buranın nemli, ağır havası bile başka bir dünya gibi geldi. Keremali Dağı’nın eteklerine yaklaştıkça içimdeki sesler azaldı.
Dağa baktığım ilk anı unutamıyorum. Sanki dağ bana değil, ben dağa bakmıyordum. Aramızda görünmez bir geçmiş vardı.
Bir köy yolunda yürürken yaşlı bir kadınla karşılaştım. Elinde odunlar vardı. Sanki beni bekliyormuş gibi durdu.
Köydeki Kadının Anlattığı Efsane
Kadın, beni fazla süzmeden konuşmaya başladı. “Sen de Keremali’nin hikâyesini duymaya mı geldin?” dedi.
O an kalbim biraz hızlandı. Çünkü evet, tam olarak oraya gelmiştim.
Kadın anlatmaya başladı:
“Buralarda çok eskiden iki genç varmış. Biri Kerem, biri Ali. İkisi de aynı dağlara bakarak büyümüş. Ama hayat onları farklı yerlere savurmuş. Biri zengin bir ailenin kızıyla evlenmek zorunda bırakılmış, diğeri köyünden kopamayan bir yalnızlıkla kalmış.”
Kadının sesi rüzgârla karışıyordu.
“Kerem sevdiğini bırakmak zorunda kalınca bu dağa çıkmış. Ali de onu yalnız bırakmamış, peşinden gitmiş. Ama dağ o gün bir sessizliğe bürünmüş. Ne Kerem geri dönmüş, ne Ali. O günden sonra köylüler bu dağa Keremali Dağı demiş.”
Kadın sustu. Bir an gözlerime baktı. “Bazı aşklar insanı değil, dağları bile değiştirir evlat,” dedi.
O an içimde bir şey kırıldı. Hayal kırıklığı mıydı bu, yoksa anlam veremediğim bir hüzün mü, bilmiyorum.
Efsanenin İçimde Açtığı Boşluk
Kadının anlattığı hikâye basit görünüyordu ama içimde yankısı büyüktü. Çünkü ben de hayatımda bazı şeyleri yarım bırakmıştım. Bazı insanları, bazı sözleri, bazı ihtimalleri…
Dağa bakarken kendimi Kerem gibi hissettim. Bir şeyi seçememiş, bir şeyin içinde sıkışıp kalmış biri gibi.
Defterime şunu yazdım: “Bazen insan en çok gittiği yerde bile kendinden kaçamıyor.”
Gece Dağda ve İçimdeki Sıkışmışlık
Geceyi dağın yakınlarında geçirmeye karar verdim. Küçük bir ateş yaktım. Alevlerin titremesi, içimdeki düşüncelerle yarışıyordu.
O an ilk kez gerçekten yalnız olduğumu hissettim. Ama bu yalnızlık korkutucu değil, açıklayıcıydı.
Gökyüzüne baktım. Yıldızlar, sanki çok eski bir hikâyeyi yeniden anlatıyordu. Kerem ve Ali’nin kayboluşu belki gerçekti, belki değildi ama hissettirdiği şey gerçekti.
İçimde bir umut kıpırdadı. Belki de bazı hikâyeler bitmek için değil, insanı değiştirmek için vardır.
Rüzgârın İçinde Gelen Ses
Gece ilerledikçe rüzgâr şiddetlendi. Ağaçların arasında dolaşan sesler, sanki fısıltıya benziyordu. Bir an Kerem ile Ali’nin hâlâ o dağda yürüdüğünü düşündüm.
Korkmadım.
Aksine, ilk kez bir yere ait hissettim kendimi.
Defterime son cümleyi o gece yazdım: “Belki de Keremali Dağı bir efsane değil, insanın içinde kalan yarım hikâyelerin adı.”
Dönüş ve İçimdeki Değişim
Ertesi gün Kayseri’ye dönmek zorundaydım. Yol boyunca hiç konuşmadım. İçimdeki sessizlik artık rahatsız edici değil, tanıdık bir arkadaştı.
Şehre geri döndüğümde her şey aynıydı ama ben aynı değildim. Sokaklar, insanlar, hatta evimin duvarları bile farklı görünüyordu.
Keremali Dağı artık sadece bir yer değildi benim için. Bir hatırlatmaydı. Kaybettiklerimizin, seçemediklerimizin ve içinde kaldığımız hikâyelerin bir simgesi.
Son Düşünceler: Efsane mi, İçimizdeki Gerçek mi?
Benzer Konular: Hızlı kargo limiti nedir ?
Şimdi geriye dönüp baktığımda, Keremali Dağı hakkında duyduğum efsanenin aslında tek bir hikâyeden ibaret olmadığını düşünüyorum. Her insanın içinde kendi Keremali Dağı var.
Kimi bir aşkın içinde kayboluyor, kimi bir kararın eşiğinde donup kalıyor, kimi de sadece yaşamın içinde sessizce dağa dönüşüyor.
Benim için bu efsane, bir yolculuğun adı oldu. Kayseri’de başlayan, Sakarya’da bir dağın eteğinde sessizleşen ve içimde devam eden bir yolculuk.
Ve en çok da şunu öğrendim: Bazı dağlar aşılmak için değil, anlaşılmak için vardır.