82 Esma Hangisi? Felsefi Bir İnceleme
Hayatın her köşesinde bir tür kimlik arayışı vardır. İnsan, bir birey olarak varlık bulduğu dünyada, bir yer edinmeye çalışırken bazen kendisini sorularla yüzleşmiş bulur: “Ben kimim?” “Gerçekten kimliği ne tanımlar?” Felsefe, bu tür soruları derinlemesine sorgulayan ve ontolojik, epistemolojik ve etik açılardan cevap arayan bir disiplindir. Ancak, bir insanın kimliğine dair evrensel ve belirli bir cevap arayışına girmeden önce, belki de en önemli soru şudur: Gerçekten kim olduğumuzu bilmek, bizi biz yapan nedir?
Peki, 82 esma hangisidir? Bu, İslam felsefesinde ve dini terminolojide derin anlamlar taşırken, aynı zamanda felsefi düşüncenin katmanlarını sorgulayan bir soruya dönüşebilir. Allah’ın 99 ismi ile özdeşleştirilen bu 82 esma, hem etik hem de bilgi felsefesi açısından düşündürücü bir başlangıç noktası sunar.
Ontolojik Perspektif: Varlık ve Kimlik Arayışı
Ontoloji, varlık ve gerçeklik üzerine düşünceler geliştiren bir felsefe dalıdır. Ontolojik perspektiften bakıldığında, kimlik sorusu, insanın doğasında var olan bir arayışa dönüşür. Bir insan olarak, kimliğimizi yalnızca fiziksel ya da biyolojik varlığımızla mı tanımlarız, yoksa kültürel, toplumsal ve manevi öğelerle mi? 82 esma sorusu, ontolojik düzlemde bu soruyu açığa çıkarabilir: Bir şeyin özü nedir? Bu soruya, İbn Arabi’nin “Her şeyde bir esma vardır” anlayışıyla yaklaşmak, varlığın her parçasında Tanrı’nın isminin izini sürmek anlamına gelir. Tanrı’nın 99 esması, Allah’ın tüm varlıkla olan ilişkisini ve insana yansıyan yönlerini belirler.
Her bir insanın kimliği, toplumsal yapıdan, aileden, tarihsel bağlamdan ve daha geniş bir kültürel çerçeveden etkilenirken, ontolojik bir bakış açısı bu kimliği bir arayış ve devamlılık olarak görür. İnsan, doğumdan ölüme kadar kendi varlığının anlamını bulmaya çalışırken, toplumun ve medeniyetin kodları da bu kimlik arayışını şekillendirir.
Epistemolojik Perspektif: Bilgi ve Anlam Arayışı
Epistemoloji, bilgi ve onun doğruluğu ile ilgili felsefi bir alan olarak karşımıza çıkar. İnsan, dünyayı ve kendisini anlamak için sürekli bir bilgi arayışı içindedir. Bu bilgi, doğru olanı bulmaya yönelik bir çabadır, ancak burada asıl sorun, doğru bilginin ne olduğu ve bunun nasıl elde edilebileceğidir.
82 esma örneğinde, her bir ismin anlamını çözmek, insanın bilgiye nasıl ulaştığına dair derin bir sorgulamaya yol açar. İnsan, bilginin kaynağını ne olarak kabul eder? Tanrı, kitaplar, filozoflar ya da toplumsal yapı; epistemolojik bir perspektifte bu soru oldukça önemlidir. Platon’un bilgi anlayışında, “bilgi”, doğru inanç ve gerekçelendirilmiş doğru inançtan oluşur. Bu, bir şeyin bilgisi olup olmadığına dair bir soruşturma başlatır. Ancak Descartes’ın şüphecilik yaklaşımı, her şeyi sorgulamanın ve yalnızca şüphe edilemeyeni kabul etmenin gerekliliğini vurgular.
82 esma sorusu, Tanrı’nın isimlerinin her birinin bilgiye dair bir ışık sunduğunu iddia edebilir. Fakat, doğru bilgiye ulaşmak, yalnızca dini metinlerdeki anlamları çözmekle sınırlı değildir. Daha geniş anlamda, insanın bilgiye ulaşma biçimi, onun dünyaya dair nasıl bir anlayış geliştirdiğini belirler. Bu epistemolojik bakış açısının en net örneği, günümüzde bilginin doğruluğu ve kaynağına dair yaşanan tartışmalarda kendini gösterir. Sosyal medya ve bilgi kirliliği gibi güncel sorunlar, doğru bilginin ne olduğu sorusunun ne kadar geçerli olduğunu gösterir.
Etik Perspektif: Doğru Yaşamak ve Ahlaki Sorumluluk
Etik, doğru ve yanlış arasındaki ayrımı, iyi yaşam ile kötü yaşam arasındaki farkı sorgulayan bir felsefi disiplindir. Her insan, etik sorularla karşılaşır ve bir yaşam biçimi seçerken, ahlaki bir sorumluluk taşır. 82 esma, etik bir bakış açısıyla ele alındığında, insanın doğru bir yaşam sürmesi, onun manevi yönüyle doğru bir ilişki kurması anlamına gelir. Her bir esma, Allah’ın çeşitli sıfatlarını yansıttığı için, insanın bu sıfatlarla özdeşleşme gayretinde olması beklenir. Bir kişi adaletli olmalı, merhametli olmalı, sabırlı olmalı – ve bunu nasıl yapması gerektiğini sorgulamalıdır.
Felsefi etik soruları, her zaman insana doğru ve yanlış arasındaki çizgiyi çizmeyi zorlarken, bir kişinin neye göre “doğru” yaşadığı, toplumsal normlar, kişisel değerler ve varlık amacına dayalı olarak değişebilir. Aristoteles’in erdem anlayışından, Kant’ın evrensel ahlak yasasına kadar pek çok etik teori, insanın iyi bir yaşam sürme çabasına farklı açılardan yaklaşmıştır. Kant’a göre, etik bir yaşam, “kategorik imperatif” yani evrensel bir yasa doğrultusunda hareket etmektir. Ancak Nietzsche, ahlaki değerlerin toplumsal bir yapı tarafından dayatıldığını ve bunun insanın özgürlüğünü kısıtladığını savunur.
Bugün, etik ikilemler toplumda büyük tartışmalara yol açmaktadır. İleri teknolojilerin getirdiği sorunlar, yapay zekanın etik kullanımı, genetik mühendislik ve çevresel adalet gibi meseleler, etik soruları günümüze taşımaktadır. İnsanlar, doğru olanı neye göre belirleyeceklerini sorgularken, 82 esma anlayışı, her bireyin içsel bir yolculuğa çıktığını hatırlatır.
Sonuç: Kimliğin Ötesinde
82 esma, insanın varoluşuna dair bir metafor olarak düşünülebilir. Hem bir bilgi kaynağı hem de etik bir pusula olarak, insanın kendisini anlamlandırma çabasını derinleştirir. Ontolojik, epistemolojik ve etik açılardan yapılan bu sorgulama, insanın ne olduğunu, ne bildiğini ve nasıl yaşaması gerektiğini keşfetmesine olanak tanır. Ancak burada asıl soru, kimliklerimiz ve etkileşimlerimiz ne kadar “gerçek”tir? Kendi içsel esmamızı nasıl bulacağız? İnsan, her zaman kendisini anlamaya çalışırken, gerçekliğin ve hakikatin farklı katmanları arasında yol alırken, belki de asıl mesele, bu yolculuğun kendisidir. Bu yolculuğa, bir kimlikten öte, daha derin bir anlam arayışı olarak yaklaşmak, insanın içsel dünyasına dair en güçlü keşif olabilir.
İçsel bir keşif yapmak için sorulacak sorularla insan, her zaman bir adım daha atacak ve kimliğinin sınırlarını zorlayacaktır. 82 esma, bu yolculuğun simgesi olabilir mi?